Alman tasarımcıdan eşarp koleksiyonu



Müslüman kadınların kullandığı tesettür örtülerinden etkilenen Alman tasarımcı Karsten Gollnick ‘En güzel Eşarp Koleksiyonu’nu üretti.
Bir dizide Müslüman kadın oyuncu için kostüm hazırladığı sırada aklına eşarp kolleksiyonu oluşturma fikri gelen Karsten Gollnick yabancıların yoğun olarak yaşadığı Hamburg’un Veddel semtinde bulunan dükkânında ‘En Güzel Eşarp Kolleksiyonu’nu oluşturdu. Eşarbın giderek bir moda akseuarı haline geldiğine işaret eden Gollnick ben eşarbın bir sorun olarak görülmesini istemiyorum. Eşarp her geçen gün daha fazla moda aksesuarı oluyor dedi.
Hamburg’da göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı Veddel semtinde yaşayan tasarımcı, usta terzi ve TV dizilerinde kostümcü Karsten Gollnick’in aynı semtte açtığı ‘Veddelaner’ adlı dükkânda ürettiği ve sergilediği ‘En Güzel Eşarp Kolleksiyonu’ ilgi odağı oldu.
Eşarp Kolleksiyonu gerçekleştirme fikrinin bir TV dizisinde Müslüman bir kadını canlandıracak bir oyuncuya kostüm hazırlaması sırasında aklına geldiğini kaydeden Gollnick “Ben dini eşarp değil kültürel eşarp üretimi yapıyorum. Eşarpın bir sorun olarak değil bir moda olarak görülmesini istiyorum. Ürettiklerimiz arasında dini inançları gereği tüm saçların örtüldüğü eşarplardan, sadece saçları bağlayan veya saçların bir kısmını kapatan ve boyuna atılan eşarplara kadar çok farklı modeller var. Kısacası Alman Cabrio sürücüsünün kullandığı Niki örtüsü olarak bilinen eşarp ve saç bantlarından bilinçli Müslüman’ın kullandığı tesettür örtüsüne kadar hepsini sunuyoruz” dedi.
Eşarpın giderek bir moda akseuarı haline geldiğine işaret eden Gollnick “Eşarpları ipek, viskon, pamuk ve polyester gibi değişik kumaşlardan üretiyoruz. Tamamen kendi tasarımım ve dikimim bu eşarplar pul, boncuk, kurdela, lureks iplik örgülerle tamamlanıyor. Farklı desenler ve renk çeşitliliği sunuyoruz. Ürettiğimiz her eşarbı farklı modellerde aynı renkten üç adet üretiyoruz. İleride aynı rengi ve deseni bulma ihtimalimiz çok az olduğundan bu ürettiklerimizin tümünü satın alan aynı zamanda kendi kolleksiyonunu oluşturur. Ayrıca bizim ürettiğimiz tesettür eşarplarını kullanmak için iğne gerekmiyor” dedi.

70 Yıldır Dikiş Makinasının Başında bir Başarı Hikayesi


İsmet Erşahin, dışarıdan bakıldığında küçük bir dükkânda sökük diken mahalle terzisi gibi duruyor. Dikiş makinesinin başına 6 yaşında oturan Erşahin, Koton ve Derimod gibi markaların sahipleriyle birlikte iş hayatına atılmış ve 70 yıllık bir deneyim biriktirmiş.
Sivas Kangal'da 5 çocuklu bir ailenin en küçüğü olarak dünyaya gelir İsmet usta. Herkesin ısmarlama giyindiği dönemlerde ailesi 'çok para kazansın' diye 6 yaşına basar basmaz terzinin yanına çırak verir onu. Herkesin mektebin yolunu tuttuğu bir yaşta, iş hayatına atılmasını bir kazanç olarak görüyor usta. Bahsini ettiği bu kazancı ise "Askere gidene kadar ısmarlama ceket, hatta damatlık dikecek kıvama geldim. Okula gidenler benim yanıma çırak oldu." şeklinde özetliyor. Ustasına da biraz sitemkâr: "Mehmet usta, elime iğneyi ve ipliği vermekten başka bir şey yapmadı. Bir gün Suriye'den kaçak İngiliz ceketleri geldi. Ceketlerin iç cepleri sanki dikiş değmemiş gibi duruyor. Mehmet usta da böyle ceplerin nasıl dikildiğini biliyor. Ben de öğrenmek istedim ama öğretmedi. Ertesi gün sabah namazı sonrası dükkâna geldim gizlice. İngiliz ceketlerinin astarını söktüm ve cepleri nasıl diktiklerine baktım. Elimde o gün provaya yetiştireceğim bir takım vardı, onun ceplerini aynen İngiliz ceketlerinde olduğu gibi diktim. Müşteri provaya gelip ceketi denediğinde Mehmet usta şoke oldu. Hatta müşterinin yanında takdir etmesi gerektiği yerde, 'Bunu sen nasıl öğrendin?' diye bağırdı bana..."
20 yaşına kadar durduğu Sivas'tan ise askerlik sonrası ayrılır İsmet usta. Hayatına ve mesleğine doğup büyüdüğü yerde devam etmek isteyen delikanlı İsmet, asker dönüşü evlenmeyi kafasına koyar. Ancak işler istediği gibi gitmez. Çünkü ailesi sevdiği kızı almaz. O da İstanbul'un yolunu tutar.
Koton'da emeği var
Sene 1957... İsmet usta, o tarihlerde tekstilin merkezi olan Beyoğlu'na gelir. Ermeni bir hemşerisi vardır, birlikte atölye açarlar... Kısa sürede piyasanın tozunu attırır; çizip kestiği kıyafet kalıpları terziler ve hazır giyimciler tarafından oldukça tutulur. Mesela Koton'un sahibi Yılmaz Yılmaz, sektöre onun sayesinde atılır. Yılmaz Bey, subaydır. Kuzguncuk'ta oturur. Eşine ihracat fazlası ürünlerin satılacağı bir mağaza açar. Eşi bir süre çalıştıktan sonra, "Bu işte gelecek var Yılmaz." der. Yılmaz Bey de askeriyeden ayrılır ve Merter'de atölye açar. İsmet Usta'nın Yılmaz Bey'le tanışması bu süreçte gerçekleşir. İsmet usta, Yılmaz Bey'in istediği kalıpları beklenilenden iyi keser. Sonra beraber iş yaparlar. Yılmaz Bey, alır yürür... Koton gibi bir marka oluşturur. İsmet Usta'ya ise atölyesine geri dönmek düşer.
Tekstilin kalbinin attığı pek çok semtte dükkân açar kendine. Laleli, Merter, Küçükçekmece... 1970'lerin sonuna doğru, yeni gelişen bir semte, Bahçelievler'e gelir bir ahbabın tavsiyesiyle. Küçük bir sokakta, yine kalıpçılık, modelistlik yapacağı bir yandan da elbiseler dikeceği 40 metrekarelik bir atölye... İsmet usta 35 yıldır bu dükkânda. Semt sakinleri için az damatlık dikmemiş, ancak artık gözleri çok görmediği için ağırlıklı olarak tamirat işleri yapıyor. İnsanların kendisine gelip sipariş verdiği kıyafeti nasıl dikeceği yönünde akıl vermesine ise çok kızıyor. "70 yıllık terziyim, bana iş öğretecekseniz gelmeyin." diyor. Bu yüzden adı, Deli İsmet'e çıkmış. Kalıp çizip kesmeye ise hâlâ devam ediyor. Tekstil sektöründen tanıdığı pek çok ahbabı ondan başkasına kalıp kestirmiyormuş.
Deri işine de girer
İsmet ustanın 70 yıllık terziliğine sığdırdığı başka bir şey de Türkiye'de deri işine ilk giren kişi olması... Beyoğlu'nda Ermeni hemşehrisi ile çalıştığı yıllarda Yahudi bir tanıdıkları Türkiye'ye deriyi getirir. İlk işi de İsmet ustanın atölyesine verir. Derinin nasıl dikileceğini bilmeyen usta bir hayli uğraşır ama sonunda başarır. Hatta nâm salar sektörde ve ilk deri fabrikasından atölye başında durması için teklif alır. İsmet usta, kariyeri için önemli olan bu teklifi kabul eder. İşleri düzene sokar, deri kalıpları ve dikişlerinin kalitesini yükseltir. Ancak hak ettiği maaşı vermedikleri için anlaşamaz ve ayrılır. Derimod'un sahibi Ümit Zaim de orada muhasebecidir ve İsmet ustaya gelip "Beraber iş kuralım seninle?" der. İsmet usta kabul etmez bunu: "Ümit'ten iş çıkmaz gibi gelmişti. Ama baksana şimdi bir markanın sahibi." diye anlatıyor onu.
İsmet usta, pek çok markanın oluşum sürecine bizatihi tanıklık etmiş. Kendisinin Bahçelievler'de küçük bir terzi olarak kalmasını ise tamamen nasip olarak değerlendiriyor. "Kısmetimde büyük bir mağazanın sahibi olmak olsaydı olurdu zaten. Ama yokmuş. Bu yüzden hiç hayıflanmadım. Dostlar büyüdü, ben kaldım duygusuna hiç kapılmadım... Halimize şükür." diyor ve ilave ediyor: "Benim dükkânım, Koton'dan da Derimod'dan büyük. Beni açta açıkta bırakmadı. 5 çocuk okuttum."

İlk diplomalı terzilerden
İsmet ustanın dükkânında Terzilik Tekamül Enstitüsü'nden alınmış bir diploma asılı. Fakat diplomayı kendi isteğiyle almamış. Hikmet Tercan Urfalı bir genç tarafından 1967'de açılan bu okula davet edilmiş. Bir-iki derse girdikten sonra enstitünün sahibi Hikmet Bey'e, "Sizin anlattıklarınız ile bizim yaptıklarımız uyuşmuyor. der. O sırada Hikmet Bey'in diğer sınıfından iki öğrenci sınıfa girer ve 'Hocam, elbisenin kolunu anlattığınız şekilde monte edemiyoruz. Yanlışlık mı var?" diye sorar. İsmet usta, söze girer hemen, "Bunu kastediyordum, bu kol sizin anlattığınız şekilde elbiseye dikilmez." der. Hikmet Bey, çok sinir olur. 'Çok biliyorsan gel de sen yap!' der. İsmet usta, ustalığını konuşturur oracıkta ve diplomayı alır...
  

Avrupa'da iyi dikiş bilmeyene tasarımcı derler


Yarım asırdan fazlaca bir süredir Türkiye'deki moda sektörüne yön veren, ama 'terzi' kimliğiyle anılmak isteyen biri Yıldırım Mayruk. Hayata gözlerini yumduğunda, 'Çok güzel diker, paragöz değil, terbiyeli' cümleleriyle hatırlanmak istiyor. Onun diktiği bir elbiseyi 35 yıl giyen müşterileri var.
78 yaşındaki ünlü terzi Yıldırım Mayruk yarım asırdan fazlaca bir süredir moda sektörünün içinde. Milim şaşmayan dikişleri ve onlarca yıl kullanılan elbiseleriyle moda camiasının duayenlerinden. Hafta içi Tekstil Tasarım öğrencilerine tecrübelerini aktarmak için Marmara Üniversitesi'ndeydi. Singer'in, 'Tasarım Odaları' projesi kapsamında dikiş makinelerini yenilediği sınıfta öğrencilerin tasarımlarını ve dikişlerini inceledikten sonra onlara tüyolar verdi ve birkaç eleştiride bulundu. Eleştirilerin çoğu öğrencilerin dikişleri üzerineydi. Zaten ülkemizde dikişe eskisi kadar önem verilmediği bir gerçek. Singer Genel Müdürü Sinem Kınran'ın verdiği bilgiler de bunu doğruluyor. 80'li yıllarda Singer makinelerinin satış rakamları 250 bini bulurken, geçtiğimiz yıl yalnızca 120 bin makine satılmış. Bu yüzden marka daha çok hobi pazarına yönelme gayretinde. Yani insanların ufak tamirler yapabileceği, aldıkları parçalara mini süslemeler kondurabileceği basit makineleri piyasaya sunuyorlar. Gençlere de dikişi sevdirmek için üniversite öğrencileri, halk eğitim merkezleri ve çeşitli dikiş kurslarındaki makineleri yeniliyorlar. Modacılarla gerçekleştirecekleri projenin ilk ayağında öğrenciler Yıldırım Mayruk'la birlikteydi. Biz de workshop sonrasında Mayruk'la görüştük ve dikişin inceliklerini konuştuk.
Workshop sırasında öğrencilerin dikişlerini eleştirdiniz. Gençler artık tasarıma dikişten daha mı fazla önem veririyor?
Gençler çok güzel tasarımlar yapmış, bazılarına hayran kaldım ama dikişleri güzel değil. Kendilerini geliştirecekler muhakkak ama dikiş çok önemli. Dikişi güzel olan bir elbise kaliteli durur ve uzun süreli giyilebilir.
Gömleğiniz çok sade ama üzerinde birer milim aralıklarla çekilmiş düz dikişler var. Bu, dikişe önem verdiğinizin bir göstergesi mi?
Zor olan her zaman düz olduğu için bugün Türkiye'de düz elbise dikilmiyor. Fakat dikişi güzel bir elbise senelerce giyilebilir. İki sene evvel, bir hanım elbisesini göstererek, 'Bunu tanıdın mı?' diye sordu bana. 'Benim elbisem mi?' dedim. 35 sene önce nişanı için diktiğimi söyledi. Gecenin en güzel elbiselerinden biriydi.
Dikişi miydi bu elbiseyi 35 yıl giyilebilir kılan?
Elbette. Milim şaşmamışız. Dikiş düzgünse elbise deforme olmaz. Biz kumaşa iplik çekerek, ütüleyerek başlarız işimize. Yamulmaz elbise. Tabii bu meziyet değil. Atölyesi olan herkes iyi dikmek zorunda.
Çok ünlü diye tabir edilen modacılar bile terzilikten gocunuyor, 'Biz terzi değil, modacıyız' diyorlar.
Dikiş bilgisi olmayan insan çizgi de çizemez. Çünkü her çizilen şey dikilemez. Avrupa'da bu işi iyi yapanlara Fransızca 'couturier' (terzi), bilmeyenlere designer (tasarımcı) diyorlar. Yves Saint Lauren gelmiş geçmiş en iyi modacılardan biridir. Adının önünde parantez içinde couturier yazar.
Peki, siz hayata gözlerinizi yumduğunuzda isminizin önünde hangi sıfat olmasını istersiniz?
Benim için üç şey söylüyorlar. Terbiyeli, paragöz değil ve çok güzel diker. Bunlarla anılırsam çok sevinirim ama insanlar her şeyi çabuk unutur.
Anneniz kırılgan bir çocuk olduğunuzu düşündüğü için terzi olmanızı istememiş. Bunca yıllık terzilik hayatınız kırılgan kimliğinizi törpüledi mi?
Hep kırılganım ben. Çok kırılırım ama belli etmem.
En çok ne kırıyor sizi?
Terbiyesizlik ve saygısızlık. Bunları bilmeden yetiştirilmiş birçok insan var. Çok hassas olduğum için bilmeden kırıyorlar beni, içime atıyorum.
Bu yüzden mi "İnsanlara hep güvenirim hep de aldanırım. Bir tek Barbaros'ta (Şansal) aldanmadım." diyorsunuz?
Bütün ilişkiler çıkara dayalı artık. İyi dostlarım da var ama Barbaros'a çok güveniyorum.
Bir insan ne kadar başarılı olsa da eksik yanları da vardır. Barbaros Şansal sizin hangi eksik yanınızı tamamlıyor?
Barbaros, çok zekidir. İşimizin teknik kısmıyla ilgilenir. Ama o, iş yaptırmayı seven bir tiptir. Ben kendi işimi kendim yaparım. Barbaros ise işe başlar, çizer ama sonra takip etmez. Kanımı kurutur benim, hep ben takip ederim işi.

Sayenizde eşime bir kez daha âşık oldum

Hâlâ elbise dikiyor musunuz peki?
Size bir günümü anlatayım. Sabah atölyeye gelip biçkimi yapar, ardından provaya geçerim. Provadan çıkan elbiseyi mankende düzeltip elemanlarıma verir, bitene kadar da o işi takip ederim. En son kontrol edip müşteriye giydirip teslim ediyorum.
Keşke onun kadar güzel dikebilseydim dediğiniz bir modacı var mı?
Ne zaman Yves Saint Laurent defilesini izlesem ağlardım. Ama ben hiçbir zaman 'oldum' lafını kullanmadım. Hep daha iyisini yapmak için çalıştım.


Muhteşem bir dikiş görüyorsunuz çünkü, müthiş modeller. Bazen her yerde olan modeller onda da çıkıyor ama onunkiler bir prensesin kıyafetleri kadar güzel oluyordu. Dikiş işte... Bir kıyafeti, bir insanı öyle güzel yapıyor.
Diktiğiniz bir elbiseyle ilgili unutamadığınız bir yorum var mı?
Geçenlerde bir beyefendinin eşine, kızlarının düğünü için bir elbise diktim. Geldi baktı. "Bu elbise, yılın değil 15 senenin en iyi elbisesi. Karıma bir kez daha âşık oldum sayenizde." dedi.

Babam hafız ablalarım başörtülü

Öğrencilerle konuştuğunuz sırada başörtülü öğrencilerin dekolte çizmesinden yakındığınızı ifade ettiniz.
Evet, birçoğu dekolte çiziyor. Hâlbuki insan iyi anladığı kesime tasarım yaparsa daha başarılı olabilir.
Siz muhafazakâr kadınlara dikerken neye dikkat ediyorsunuz?
Önce şunu söyleyeyim. Bu memlekette sokakta giyilmeyecek kadar miniyle dolaşan insanlar varsa başını örten insanlar da olacak. Benim babam hafız bir subaydı. Çok güzel Kur'an okurdu. İki de ablam var, hacca gittiler ve başlarını kapattılar. Dolayısıyla başörtüsü bana hiç uzak değil. Muhafazakâr kadınların ne istediklerini çok iyi biliyorum.
Ne istiyorlar?
Vücut hatları belli olmayacak. Kollar uzun olacak. Yaka açılmayacak. Başka bir şey yok. Ama ben muhafazakâr dediğimiz birçok hanım görüyorum. Askılı elbisenin içine uzun kollu tişört giyerek sokağa çıkıyorlar. Veyahut da çok dar, bütün vücut hatlarını belli eden elbiseler giyiyorlar. Ben öyle bir muhafazakârlığı kabul etmiyorum.
  

EVE BAYRAK DİKİM İŞİ VERİLİR

İster Atölyemizde, İster Atölyenizde, Evinizde, Dönemsel70×105cm-100×150cm-50×75cm Kumaş Türk Bayrağı Diktirilecektir.
Kumaşlar 100 metrelik Toplardadır.Sadece Kenarları Düz Dikiş Olacak ve Top Kumaştan Kesilecektir.Evlere-Atölyeye Düz Makine Dikiş İşi Verilir
.Adet Fiyatımız: 50×75 cm 10kr.70×105 cm 25kr 100×150 cm 40 kr 120×180 60kr2×3m 1 tl. 3×4.5m (aplike 6tl) 4×6m (aplike 20 tl) (6×9m aplike 30 tl)
Yerimız istanbuldadir.Ise kabul edilen adaylarin ayda 1000 - 2500 tl ellerine gecmektedir.
Is surekli olup sirketimizin guvencesindedir.
Odemeler haftalik ve banka hesap numaraniza nakit yatmaktadir.ilgili adaylardan işini daha ciddi yapmaları, ve kalitesiz dikimi yönelik cezai yaptirim için 1000 tl sözleşmeli nakdi teminat alınmaktadır.Bu konuda anlayış gösterdiginiz için teşekkür ederiz.
 bilgi için email fujimotor@europe.com 

TESETTÜR MODASI


Saadet Üstüner: Tesettür modasını Erenköy camiası belirler

Başörtülü veya değil her kadın şık olmayı arzu eder. Biz Jaade olarak onların en şık ve zarif kıyafetleri hak ettiklerini düşündüğümüz için onlara en güzelini hazırlamaya çalışıyoruz.
Bizim müşterimiz; Harvey Nichols, Barbery, Beymen'in müşterisidir. Ama bu markalar onların istediklerini tam olarak karşılayamıyor. Eksiklerini biz tamamlıyoruz.
Beymen Akademi ödüllü tasarımcılarla da çalıştım, ama onlar başörtülü kadını giydiremiyor. Uzun etek giyen, bol giymesi gerek bir kadın olarak kafasında canlandırıyor tesettürlü kadını ve dolayısıyla ortaya absürt kıyafetler çıkıyor. Piyasayı tanımıyorlar.
Modacılar, örtülü kadınları resmen karikatür haline getiriyor. Dekolte bir elbise diksin ama kapalı bir elbise yapmaya kalkışmasınlar. Kendilerine bilgi ve tecrübelerine çok saygı duyuyorum ama bizi anlamaları zor. Örtünmesi gereken ince noktalar var, tasarımcılar bunu fark edemiyor.
Başörtülü olmayan çok kadın müşterimiz var, ancak onlar kısa etek, dekolte bluz vs. gibi kıyafetleri tercih etmiyor. Biz daha çok onlara hitap ediyoruz.
En çok sevdiğim tasarımım 2004 Atina Olimpiyat Oyunları'nın açılış törenine katılan Özleyiş Topbaş için hazırladığım kostüm olmuştur. Olimpiyat renkleri ve halkalarıyla hazırlamış olduğum başörtüsü, olimpiyat konseptine uygun kostümü çok şıktı. O yıl İstanbul'da aday şehirler arasındaydı. Üzerinde İstanbul olimpiyat armasının olduğu başörtüsü de ayrıca hazırlandı.
Tesettür modasını Erenköy camiası belirler, Florya'ya 1-2 sene sonra gelir. Markaları çok iyi takip eden, bilen kadınlar ve varlıklı aileler burada çünkü. Dindar insanlar sadece Fatih'te yaşamıyor. Birçoğu Erenköy, Çamlıca ve Florya'da...
Bizde pardösü yoktur, kap vardır. Çünkü kadınlar eskiden beri kendilerine dayatılan o pardösüleri giymeye mecbur edilmiş.
Tasarımlar arasında en zoru kap yapmak. Estetiği yakalamak inanılmaz zor.
Eşim Kafkas kökenli. Onların sülale adı Jaade'ymiş. Hırçın, tuttuğunu koparan anlamına geliyor.
Para kazandık ama atölyeye yatırım yaptık. Makineler, bilgisayar programlarını güçlendirdik. Ancak şimdi bir marka olarak ortaya çıkmaya hazırız.
Umre ve hac koleksiyonu da yapıyorum. Özel tatil kıyafetleri; ütü istemeyen, yollarda buruşmayan, terletmeyen kıyafetler... Sıcak yaz kıyafetleri deniyor onlara. Bahçe, havuz kıyafetleri de var.
Koleksiyonlarım genellikle altı parçadan oluşur. Bu altı parçanın içinde uzun kap (yani pardösü), ceket, tunik, pantolon ve 2 farklı model etek bulunur. Örneğin bu sene truvakar kol çok moda. Truvakar kollu bir ceketin mutlaka uzun kollu tamamlayıcı bluzunu hazırlarım. Pantolon kullanan hanımlar için vücut hatlarını örtecek şekilde çeşitli üst gruplar tasarlarım.
Biz koleksiyonu sürekli zenginleştiriyoruz. Sezon başında koleksiyon hazırlayıp bırakmıyoruz. Tasarımlarımda bone kullanmam. Denizi çok sevmeme rağmen haşemayla yüzülmesine karşıyım.Biz Müslüman kadınlarız, herşeyi yapmak zorunda değiliz.

Kadınların gizli markası: Jaade


Bir kadına kıyafet tasarlamak çok zordur, söz konusu başörtülü bir kadın ise bu zorluk iki katına çıkıyor. Üstelik durum sadece zorlaşmıyor, bir de çetrefilleşiyor.
Çünkü kıyafetin hem gösterişsiz hem şık hem de tesettüre uygun olması gerekiyor. Üç özelliği bir araya getirmek deveye hendek atlatmaktan daha yorucu bir süreç. Tasarımcıların çoğu da başörtülü kadınların halinden anlayamıyor, bu nedenle ortaya absürt kıyafetler çıkıyor.
Çünkü 'kapalı kadın' deyince akıllarına şöyle bir tip geliyor: Upuzun ve bol etekli, üzerinde yerlere kadar sürünen dümdüz bir pardösü ve başını tuhaf bir şekilde bağlayan salaş bir kadın. Aslında böyle düşünülmesinde örtünen kadınların da büyük rolü var. Rüküş olmaktan, uyumsuz-uygunsuz giyinmekten ve tektipleşmekten kurtulamıyorlar.
O halde bu kadınlar nasıl giyinecek, onların haline kim tercüman olacak? Maalesef kalitesi ve özgün tasarımıyla tesettür giyimde marka olmayı başaran firma sayısı çok az. Olanlar da kıyıdan köşeden sessizce işlerini sürdürüyor. Mesela pek çok kadının farkında olmadığı Jaade, hem trendleri takip eden hem de orijinal tasarımlar çıkaran bir marka.
Aslında 12 yıllık bir firma. 1997 yılında kurulmuş. Ama hem sahibi hem de kıyafetlerin tek tasarımcısı Saadet Üstüner, ön planda olmayı sevmediği için geride durmuş. Bugüne kadar ne bir katalog hazırlamışlar ne de boy boy kıyafetlerin sergilendiği bir internet sitesi. Saadet Hanım, bu durumu şöyle açıklıyor: "Bizim hitap ettiğimiz çok özel bir çevre var, bizi bilen grup gelir, gelir seviyesi yüksektir. Hep bu kesime hitap edecek kalitede çalıştım. Kaliteden hiç ödün vermedik."
Jaade'nin marka olma süreci oldukça ilginç. Üstüner, "Muhafazakâr erkeklerin, şık giyinebilecekleri markalar çok, ancak onların eşleri yani başörtülü kadınlar ya da başörtülü olmayıp daha kapalı giyinmeye özen gösteren kadınların istedikleri gibi kıyafetleri bulacakları yerler çok azdı. Beyler eşlerine 'sen de en iyisini al, giy' diyor ancak kadınlar bulamıyordu. Pek çok müşterimden bu sözleri duydum. Paramız var ama istediğimiz kıyafetleri, tasarımları bulamıyoruz diye dert yanıyorlardı. Bu serzenişlerinde haklıydılar da. Tesettür namına yapılan şeyler hoş değildi. Onların ihtiyaçlarına cevap vermek için markama hep yatırım yaptım, başarılı oldum." diye anlatıyor bu dönemi.
Jaade'nin İstanbul'da üç, İzmit ve Adapazarı'nda birer mağazası var. Erenköy'deki mağazası ana merkez. Çünkü tüm tasarımlar yan apartmanın alt katında açılan atölyede Saadet Hanım'ın yönetiminde yapılıyor. Diğer mağazalar Florya ve İkitelli Deposite AVM'de.
Müşterileri arasında belediye başkanları eşleri, bakan eşleri, üst düzey bürokrat eşleri, ileri gelen sanayici ve işadamlarının eşleri olan Jaade, geleceğin öne çıkan markalarından biri olacak. Jaade için tesettürlü kesimin Harvey Nichols'ı diyenler bile var.
Eşinin ısrarıyla tasarıma başlamış
1965 doğumlu olan Saadet Hanım, 20 yıldır Yavuz Üstüner'le evli. Bir oğlu bir de kızı var. Adapazarlı varlıklı bir ailenin kızı olan Üstüner'in tasarım konusundaki tek eğitimi giyim öğretmenliği okuması. Bu işe de eşinin zoruyla 31 yaşındayken atılmış. Hikâyesinin devamını kendisi şöyle anlatıyor: "1996 yılında oğlumun tahsili için İstanbul'a taşındık. Eşimin ısrarıyla bu işe başladık. Beni her zaman çok yetenekli ve zevkli bulurdu. Kendisi Adapazarı'nda ticaretle ilgileniyordu. Jaade'yi kurarken 'bana 2-3 yıl destek ol, sonra ben devam ederim' diyerek ikna etti. Başta çok zorlandım. Ama kazandığım dostlarım, arkadaşlarım ve sosyal çevrem beni işin içine daha da çekti. Ben mutfakta yani üretim planlamanın başındayım, eşim markanın finans işleri ve mağazalarla ilgileniyor."
İlk başlarda kişiye özel tasarım yaparak iş hayatına atılan Saadet Hanım'ın tasarımları ve titizliği onun kalburüstü kesim tarafından fark edilmesini sağlamış. Zaten pek çoğu arkadaşı ya da aile dostları. Talep artınca az sayıda seri üretime geçmeye karar veren Üstüner, "Terzi gibi değil, konfeksiyon mantığıyla çalışıyordum. Bir provayla işi bitiriyordum. Müşterilerimin üzerine kendimden başka hiçbir çalışanıma toplu iğne dahi taktırmadım. Hâlâ kendim keser, prova eder, diker ve öyle teslim ederim. Bu bir ekip işidir ama özel tasarımları kimseye emanet etmem." diyor. 

Başörtüsündeki abartı bütün şıklığı yok eder

Saadet Üstüner'in, tasarım yaparken mutlaka uyguladığı bazı kriterleri var:
Başörtüsü, tesettürlü hanımlar için kıyafetin en önemli tamamlayıcısıdır. Başörtüsündeki abartı, kıyafetin bütün şıklığını yok eder.
Abiye kıyafetlerde kesinlikle düz renk başörtü kullanmam. Hiçbir müşterim bana abartılı, kabarık türban yaptıramaz.

Türkiye'de 20 bin kişiye özel elbise dikiyor


Nette dolaşırken bulduğum güzel bir yazıyı  Hikmet Alcan'nın başarısını sizlerle paylaşmak istedim.evet buyrun okuyun.


Kişiye özel bir sanatkar Hikmet Alcan. Terzilik maharetini her müşteride ayrı sergiliyor. Makine kullunmudun dikilen elbiseleri sadece ve sadece sahibi taşıyor. Müşterileri ise Hikmet Usta'dan başkasını tanımıyor.
Politikacıdan işadamına, sanatçıdan sporcusuna kadar yaklaşık 20 bin kişiye özel elbise diken Hikmet Alcan, 1987 yılından bu yana bütün ünlülerin beden kalıplarını biliyor. Ünü sadece yurtiçiyle sınırlı kalmayan Alcan, Avrupalı moda okullarından bile öğrenci kabul ediyor. Bunun sırrı ise sadece bir ceketi altı günde elle dikmesi, kişinin vücut ölçülerine göre dizayn (kup) belirlemesi.
1965 yılında Kars'ın Selim kazasının Bayburt köyünde dünyaya gelen Hikmet Alcan, maddi imkansızlık sebebiyle ailesiyle birlikte 1970 yılında İzmir'e göç etmiş. İlkokuldan sonra maddi imkansızlıklar yüzünden eğitim hayatına devam edememiş. Ailesi onu önce oto tamircisine, ardından da Kemeraltı Çarşısı'nda bir terzi dükkanına çırak olarak vermiş. 14 yaşına kadar burada çalıştıktan sonra Alsancak'taki İtalyan kilisesinin altında bulunan ve dönemin ünlülerine elbise diken bir terzinin yanına girmiş. Kalfalığı sırasında sempatik tavırları ve elinin mesleğe yatkınlığıyla kısa sürede İzmir eşrafı tarafından da tanınır hale gelmiş. Askerlik döneminde, komutunlık kendisini 2. Ordu'nun dikimevine ustabaşı olarak atamış. Burada kendisini master yapan biri olarak gören Alcan, mesleğini daha ileri seviyelere taşımış.
Askerlik dönüşü cuma namazında Cenab–ı Allah'a hitaben, "Bak bana vereceksin, iki elimle yakana yapışıyorum ancak bana verip de kendini unutturacaksan istemiyorum. Ona göre akit istiyorum." diyerek niyazda bulunan Hikmet Alcan, bir makine ve bir sandalye ile Kıbrıs Şehitleri Caddesi'nde küçük bir dükkanla işe başladığını, beş yıl içerisinde 80 yıllık meslek erbabı konumuna geldiğini ifade ediyor. Hikmet Alcan, "Biz pahalı bir markayız. Bu işi yapmak için de en az 200 yıllık bir birikim gerekiyor. 25 kişi, içeride harıl harıl çalışıyor. Bunlar, el emeği göz nuru. Sadece bir ceket, 6 günde dikiliyor. Yan dikişleri haricinde hiç makine kullanılmıyor. Türkiye 'de 70 bin terzi varsa biz birçoğuna göre rüya âlemindeyiz." diyor.
Kişiye özel tasarım sayesinde müşterilerinin başka elbise alma ihtiyacı hissetmediğini belirten Alcan, "Bizim müşterilerimiz başka hiçbir yerden elbise almazlar. Sadıktırlar. Biz yeni gelen bir müşterimizi, yamama giymeyin diye uyarırız, çünkü gardroplarınızı açtığınızda gömlek bir marka, ceket bir marka, kravat bir marka, pantolon bir markadır, bunlar ayrı ayrı şeylerdir. Hepsinin de kupu (dizayn, şekil, görüntü) ayrıdır. Bunu göremezler, farkına varmazlar. Biz kişinin kendi kuplarını çıkarırız." diye konuştu.
Pantolon, gömlek, ceket ve diğer elbiselerin gelişi güzel alınmasını toplama bir otomobile benzeten Alcan, kasanın, motorun ve direksiyonun başka olmasından dolayı birbiriyle uyum sağlayamayacağını aktarıyor. Kendilerine gelen müşterilere önce bu konuda bilgi verdiklerini, sonra da gardrobunu bir kalıba ve düzene soktuklarını anlatıyor. Bu sayede yamama giyimden kurtulan bir kişinin, fiyatı ne olursa olsan farklı modellere yönelmeyeceğini ifade eden Alcan, "Konfeksiyonlarda bir kalıpla herkesi giydiriyorlar. Biz kişiye özel, kendi metotlarımızla kalıplarını çıkarıyoruz. Bizim size çıkardığımız kalıbı ise hiç kimse alamaz. Klasik terzi tipi değil, modern bir görüntü. Kişinin kilosu varsa bunu dikim ve kesimle en az 15 kilo aşağıya indiriyoruz. Boy kısa ise onu uzun gösterecek bir kup meydana getiriyoruz." dedi.
Hikmet Alcan'ın sözlerini en iyi, zanaatkâr ile sanatkâr arasındaki ayrım özetliyor. Son yıllarda bu iki kavramın karıştırıldığını, bu yüzden sanata verilen değerin azaldığını aktaran Alcan,"Zanaatkâr, ustasından öğrendiği gibi yapı taşlarını sıralayabilen insan. Sanatkâr ise hem bunları sıralayabilen hem değişik tonlar verebilen kişidir. Sanatçı ise bütün bunları kendiyle birebir ifade edendir."diyor. Alcan'a göre, Şimdiki zanaatkârlar, ustasından öğrendiği gibi yapı taşlarının sıralamasını dahi eksiltmiş. Sanatkâr olabilmek için hem ustadan öğrendikleri gibi sıralamak hem de değişik tonlar verebilmek gerekir. "Henüz Sanata geçemediler, zanaatkâr kaldılar, hattâ onu da eksilttiler. Sanatçı, anlattığım bütün bu işleri yapabilen kişidir." şeklinde konuştu.